Cream: Eric Clapton’ n da üyesi olduğu kurulduktan birkaç yıl sonra dağılmış bi’ grup.
I Feel Free: Cream’ in “Fresh Cream” albümünden bir parça. Büyük bir parça hatta.
Bugün yaklaşık olarak dört saat süren bir sınavın ardından dışarı çıktığımda bir yandan kendime çeki düzen verip, bir yandan da kafamı toplamaya çalışırken dilimde bu şarkı ile kendi kendime teşekkür ediyordum iyi ki denize nazır bir yerde sınava girmişim diye. Hoş sınavda denizin “d” sini bile göremedim tabii ki ama arada ve giriş çıkışlarda beni iyi bir şekilde motive ettiğini söyleyebilirim. Evet söyledim.
Neyse işte çıktım sınavdan eve gittim bir saat kadar uyudum ve sonra o kafayla tekrardan yollara düştüm iki saat süren ders için.
Koşturmaca bitti artık diyebilirim. Şimdi benim en sevdiğim! bölüm olan bekleme süreci. Bakalım neler olacak neler olmayacak.
İşte şarkı, işte klibi. Bu arada Eric Clapton konser için Türkiye’ ye geliyor. 13 Haziran, santralistanbul.
Eski yılı uğurlama – yeni yıla merhaba yazıları, görüntüleri vesairelerinden henüz kurtulmuşken bir de ben başlamak istemiyorum tabii ki ama son zamanlarda çok uzun aralıklarla buraya yazabildiğim için yeni yıla dair tüm beklentilerinizin gerçekleşmesi temennisiyle başlıyoruz yazıma. (:
Son zamanlarda hayat fena gitmiyor gibi benim açımdan. Daha önceden de bahsettiğim gibi bir işlere kalkıştım şimdi de “du bahalım nolucak” modunda beklemedeyim. Ama burayı da çok fazla ihmal ettiğimin de farkındayım onun için de bir “du bahalım nolucak” gelsin. (:
Zaman zaman aklıma birkaç şey geliyor dur şunun üzerinde bir şeyler yazayım diyerek ama hemen o anda not alamadığım için pff uçup gidiyor.
Bu arada geçmiş yazıların birinde bahsettiğim kitapları okudum ve genelde kitaplar hakkında hiçbir beklentim olmadan onları okumaya çalışırım ama nedense “Kayıp Gül” kitabı bende bir beklentiye yol açmıştı ve tabii ki büyük bir hayal kırıklığı oldu. Ki zaten hala anlayabilmiş değilim nasıl bu kadar çok beğenildi ve satıldı bu kitap.
Neyse kötü şeylerden konuşmayalım ve gelelim “Son Şeyler Ülkesinde” ye. Tasvirleri çok hoşuma gitti sadece yer tasvirleri değil, özellikle duyguların anlatımı. Yeni kitabı “Görünmeyen” de yakın zamanda çıkacak hatta belki de çıktı. Alıp okuyun, benden bu kadar şimdilik.
Ha bi’ de Avatar (film) konusu var. Ama konuşamıyorum başıma bi iş gelmesinden korkuyorum. Fanları en ufak kötü bir şey konuşturmuyorlar ! ! !
Ah bir bilseniz ben yine ne işlere hem ne işlere kalkıştım a dostlar. Bir sürü formalite mi dersiniz, bir sürü masraf mı dersiniz, bir sürü dert, tasa, sıkıntı mı dersiniz? Ne ararsan var. Ama tabii ki sonunda -başarabilirsem eğer- elde edeceğim mutluluk ve şansa paha biçmek mümkün değil. Hadi biçtik diyelim az buz bi’ şey değil en azından benim gözümde.
Zaten bu yüzdendir yine buraları ihmal edişim.
Şimdilik ayrıntıya pek girmeyeceğim ama sonrasını bilemem. (:
Tasarım artık her şey. Bir de üzerine işlevsellik eklendi mi daha da bir hoş oluyor. Fransa’ dan bir tasarımcı aşağıdaki lambayı tasarlamış.
Aslında ilk bakıldığında lamba olduğu da pek anlaşılmıyor. Üzerinde kaplı olan materyal sayesinde ilk bakışta kapalı gibi görünen lamba, kullanıcının isteğine bağlı olarak istenilen şekil verilebiliyor.
Pek anlaşılmadı sanırım, işte fotoğraflar:
*Cache-Cache: Fransızca’ daki gizli, saklı anlamına gelen kelime. Tasarımcının eserine verdiği ad aynı zamanda.
Başımın göğe erdiği anlardan biri de “Six Feet Under” a sahip olmam ve daha da önemlisi onu birkaç zamandır izliyor olmam. Bu zamana kadar tabi ki birçok dizi hayatıma girdi. Ama bu başka. Zaman zaman Tv de rast geliyordum ama bir türlü adam gibi baştan sona izleyememiştim.
Neyse artık elimde tüm bölümleri ama bir türlü izleyemiyorum dizi bitecek diye. Otur tekrar tekrar izle bu mu dert diyeceksiniz belki ama öyle değil işte. Hazır yeri gelmişken en fobilerimden bir tanesi olan ki zaten öyle saymakla bitmeyecek kadar çok sayıda fobim de yok çok şükür. Az ama öz fobiler. Hatta öyle ilginç fobiler ki bunlar tıpta o anlamadığımız dilde karşılıkları yok.
O kadar çok okunacak kitap, o kadar çok dinlenecek müzik ya izlenecek film var ki. Ohhooo derya deniz yani. Biliyorum hiçbir zaman tamam oldu diyecek kadar çok miktarda filme, kitapla, müzikle tanışamayacağım ama hiç olmazsa kafama koyduğum şeyleri okuyabileyim ya da izleyebileyim vs. Yani genel olarak hayatımdaki kültürel amaçlarımdan biri bu. (Evet ileriki bir zamanda böyle bir sınıflandırma yapmak mantıklı olabilir. En azından yazılı olarak dursun bir yerde.) İşte bu amacımı gerçekleştirememe fobisi var bende.
İşte nereden nereye geldik. Bir nevi bu fobi bağlamında Six Feet Under’ ı izliyorum. “Çok güzel dizi ağbi, öyle dizi, böyle dizi.” konusuna da girmeyeceğim. Ama Allah için güzel dizi. İzledikçe üzerinde fazlasıyla düşündüğüm dizi. O yüzden bitirir bitirmez diziyi, hakkında yazılar yazmaya devam edeceğim.
Böyle işte. Bi’ yanda fobim bi’ yanda da izlemeye kıyamadığım bir dizi.